K harfi ile başlayan atasözleri ve anlamları

Atanur tarafından tarihinde yayınlandı

K harfi ile başlayan atasözleri ve anlamları

K harfi ile başlayan atasözleri ve anlamları, atasözleri ve anlamları, açıklamaları, TDK atasözleri sözlüğü kısa anlamları.


K harfi ile başlayan atasözleri ve anlamları

Kabahat samur kürk olsa kimse sırtına almaz. : Hiç kimse suçlu olduğunu kabul etmek istemez.

Kabiliyetli çırak ustayı geçer. : Yetenekli çırak, ustasından daha usta olur.

Kaçan balık büyük olur. : Elden kaçırılan fırsat gözde büyütülür.

Kaçanı kovmazlar, yıkılanı vurmazlar. : Kaçan bir düşmanı kovalayıp ezmeye çalışmak mertliğe yakışmaz, âciz olduğunu göstereni de vurmak insanlık değildir.

Kaçanın anası ağlamamış. : Tehlikeden kaçan kazançlı çıkmış.

Kader olmayınca kadir bilinmez. : Kişi talihsiz ise ne kadar iyi insan olursa olsun, değeri bilinmez.

Kadı anlatışa göre fetva verir. : Haksız kişi, olayı kendisini haklı gibi göstererek anlatırsa dinleyen ona hak verir.

Kadı kızında bile kusur olur. : Üzerinde durulmaya değmeyecek kadar küçük bir kusurdur.

Kadının fendi, erkeği yendi. : Kadınlar kurnazlıkta erkeklerden üstündürler.

Kadının şamdanı altın olsa mumunu dikecek erkektir. : Kadın ne kadar bol, değerli çeyizle gelirse gelsin evin bütün eksiklerini erkek sağlar, giderlerini erkek karşılar, evi o geçindirir.

Kadının yüzünün karası erkeğin elinin kınası. : Yolsuz ilişkiler kadınlar için hoş karşılanmadığı hâlde erkekler bu gibi ilişkilerden övünme payı çıkarırlar.

Kalaylı bakır küflenmez. : Temizliğini herkesin bildiği kişi ve iş lekelenemez.

Kalbi yıkmak kolay, yapmak zordur. : İnsanları kırmak ve üzmek, mutlu etmekten daha kolaydır.

Kalbin yolu mideden geçer. : Bir kimsenin sevgisi kazanılmak istendiğinde ona güzel yiyecekler ikram edilmelidir.

Kalendere kış geliyor demişler, titremeye hazırım diye cevap vermiş. : Yaşamın felsefesine eren kişi, en sevimsiz, hatta rahatsız durumları bile hoş karşılar.

Kalın incelene kadar ince süzülür. : Bir hastalık, bir sıkıntı karşısında güçlü gücünden bir parçasını yitirerek zayıflar ama zayıf olan, ölecek duruma gelir.

Kalıp kıyafetle adam adam olmaz. : Gösterişli bir vücut, iyi bir giyim kuşam, kişiye insanlık değeri kazandırmaz.

Kalp kalbe karşıdır. : Sevgi karşılıklıdır.

Kalp kazanır, kaltaban gönenir. : İş becerme yeteneği bulunmayan kişi, düzenbazın kendisine yutturduğu şeyi kazanç sanır.

Kalpten kalbe yol vardır. : Sevgi karşılıklıdır.

Kambersiz düğün olmaz. : Her toplantıda veya her işin içinde bulunmak merakında olanlar için yarı sitem, yarı şaka olarak söylenen bir söz.

Kanaat gibi devlet olmaz. : Elindekiyle yetinmesini bilen kişi yokluk nedir bilmez.

Kanatsız kuş uçmaz. : Gereken koşullarla donanıp güçlenmeyen kişi amacına ulaşamaz.

Kanı kanla yumazlar, kanı suyla yurlar. : Kötülük, kötülük yapılarak düzeltilmez ancak iyilik yapılarak ortadan kaldırılır.

Kanlı gömlek gizlenmez. : Bazı kötü şeylerin gizlenmesi mümkün değildir.

Kapı arkası bile gurbet. : Bir insan evinden pek uzağa gitmese bile evden ayrıldıktan sonra kendini gurbete çıkmış gibi hisseder.

Kâr eden ar etmez. : Birinin sıkılmayı bir yana bırakarak yalnız çıkarına baktığı anlatılırken söylenen bir söz.

Kar kuytuda, para pintide eğleşir. : Her şey, saklanabilen yerde ve saklamasını bilenin yanında bulunur.

Kar ne kadar çok yağsa yaza kalmaz. : Elverişli bir ortamda çoğalan şeyler, ortam elverişliliğini yitirince yok olur.

Kar susuzluk kandırmaz. : Gerçek gereksinimler, avutucu, oyalayıcı şeylerle karşılanmaz.

Kâr, zararın kardeşidir (ortağıdır). : Ticarette sadece kâr etmek düşünülmez, zarar da edilebilir.

Kara gün kararıp kalmaz. : İnsanın sıkıntılı zamanı sürüp gitmez, arkasından iyi günler de gelir.

Kara haber tez duyulur. : Ölüm gibi kötü haber çabuk yayılır.

Kara kışta karlar, martta yağmaz, nisanda durmazsa değme çiftçinin keyfine. : Kara kışta kar yağar, martta yağış olmaz, nisanda da çok yağmur yağarsa o yıl bol ürün alınır çiftçinin yüzü güler.

Kara yaslanma kar erir, ere yaslanma er ölür. : İnsan başkalarından gelecek olan desteğe çok güvenmemelidir.

Karada ölüm yok. : Bundan sonra herhangi bir sıkıntı ile karşılaşma ihtimali yok.

Karadenizde gemilerin mi battı?. : Çok düşünceli ve durgun görünen kimseler için kullanılan bir söz.

Karamanın koyunu sonra çıkar oyunu. : Bir şeye tam güvenmeyip ileride ne olacağı konusunda bilgi sahibi olunamadığı durumlarda kullanılan bir söz.

Karaya sabun, deliye öğüt neylesin. : Özü bozuk olan şey, düzeltme çabalarıyla iyi duruma getirilemez.

Kardeş kardeşi bıçaklamış, dönmüş yine kucaklamış. : Kardeşler ne kadar geçimsiz olsalar da kötü bir durumda birbirlerine yardım ederler.

Kardeş kardeşin ne öldüğünü ister, ne onduğunu. : Kardeş, kardeşe zarar gelmesini istemez ama onun kendisinden üstün durumda olmasını da kıskanır.

Kardeşim olsun da kanlım olsun. : Kendisine çok büyük kötülük de yapsa insan kardeşinden vazgeçemez.

Kardeşten karın yakın (kulaktan burun yakın). : İnsanın kendi yararı her şeyden önemlidir.

Karga ile gezen boka konar. : Kişi kiminle arkadaşlık ederse ondan kendisine birtakım huylar geçer.

Karga kekliği taklit edeyim derken kendi yürüyüşünü şaşırmış. : Görgüsüz kişi, görgülü kişinin yaptığını yapmaya kalkışırsa beceremez, kendisinin doğal davranışını da yitirir, gülünç duruma düşer.

Karga mandayı babası hayrına bitlemez. : Bir kimse başkasına hizmet ediyorsa bunda kendisinin de çıkarı vardır.

Karga yavrusuna bakmış benim ak pak evladım demiş. : Herkesin kendi yarattığı şey çirkin de olsa gözüne güzel görünür.

Karı koca bir sözle yakın, bir sözle uzaktır. : Bir kadınla bir erkek, birbirlerine bağlandıklarını bildiren bir sözle karı koca olurlar, böyle bir bağın kalmadığını bildiren bir sözle de yabancı olurlar.

Karı malı hamam tokmağıdır. : Bir erkek, karısının malından yararlanmayı düşünmemelidir.

Karınca, zevali gelince kanatlanır. : Kişi durumunun gereklerine aykırı taşkınlıklarda bulunursa artık düşecek demektir.

Karıncadan ibret al, yazdan kışı karşılar. : Kişi çalışıp kazanabildiği zamanı boş geçirmemeli, çalışamayacağı günler için geçimini sağlayacak varlık edinmelidir.

Karından kardeş yakın. : İnsanın kendi yararı her şeyden önemlidir.

Karının saçlısı, tarlanın taşlısı. : Kadının saçlı olanı ile tarlanın taşlı olanı makbuldür.

Karnı tok it gölgede yatar. : Akılsız kişi bugün karnını doyurunca yarını düşünmez, yan gelir yatar, keyfine bakar.

Karpuz kabuğunu görmeden denize girme. : Bir işi en uygun zamanı gelmeden yapma.

Karpuz kesmekle hararet sönmez. : Size kötülük yapmış olan bir kimseden başkasına zarar vermekle o kimseden öç almış olmazsınız.

Kartala bir ok değmiş, yine kendi yeleğinden. : Bir kimseye en büyük kötülüğü kendisine çok yakın olanlar yapar.

Kasap et derdinde, koyun can derdinde. : Bir kişi önemli bir kaybından dolayı çırpınıp kıvranırken başka bir kişi bu durumdan ne kadar çok yararlanabileceğini düşünür.

Kasap, yağı bol bulunca gerisini yağlar. : Elinde kendisine gerekli olandan fazla şey bulunan kimse, bunu gereksiz yere savurup telef eder.

Kasavetsiz ağız anahtarsız açılır. : Sıkıntısı, kaygısı olmayan kimse, her konuda rahat konuşur.

Kasım yüz elli, yaz belli. : İşin zor yanı atlatıldıktan sonra gerisi nasıl olsa gelir.

Kasımdan on gün evvel ek, on gün sonra ekme. : Ekim zamanı kasımdan on gün önce biter, kasımdan on gün sonra ekilen tohum verimli olmaz.

Kaş ile göz gerisi söz. : Güzellik, her şeyden önce kaş ve göz güzelliğidir, vücudun başka yerlerinin güzel olması önemli değildir.

Katıra baban kim? demişler, dayım at demiş. : Aşağılık duygusu içinde bulunan kişi, kendisini olduğu gibi göstermeye utanır da kötü yönünü gizler, sadece iyi yönüyle övünür.

Katrandan olmaz şeker, olsa da cinsine çeker. : Kötü asıllı şey ve kişi iyiye dönmez.

Katranı kaynatsan olur mu şeker?. : Kişi, kendi özünü veya asıl özelliklerini değiştirmiş gibi görünse de asla değişmez.

Kavak, yaprağını tepeden dökerse kış çok olur. : Kavak ağacının yaprakları tepeden dökülmeye başlar, aşağıdakiler daha sonra dökülürse o yıl kış çetin olur.

Kavga bizim yorganın başına imiş. : Başkaları yüzünden zarar gören kimsenin söylediği söz.

Kavgada kılıç ödünç verilmez. : Kişi, savunma silahını başkasına verip kendisini savunamayacak ve yenilgiye uğrayacak duruma düşmemelidir.

Kavgada yumruk sayılmaz. : Kavga sırasında hem dayak yenilir hem de atılır.

Kavun kökeninde büyür. : Çocuk anne baba ocağında, herhangi bir kişi doğup büyüdüğü çevrede yetişir, gelişir.

Kavurga karın doyurmaz. : Gerçek gereksinimler, avutucu, oyalayıcı şeylerle karşılanmaz.

Kaya uçmazsa, dere dolmaz. : Büyük gereksinimlerde çok fedakârlık yapmak gerekir.

Kaybolan (zayi olan) koyunun kuyruğu büyük olur. : Elden kaçırılan fırsat gözde büyütülür.

Kayış bilir kotan ne çeker. : Ağır bir işin ne kadar güç yapıldığını ancak o işin yapılmasında aracı olan, emeği geçen bilir.

Kaymağı seven mandayı yanında taşır. : Sevdiği şeyden yoksun kalmak istemeyen kişi, onu sağlayacak araçları eli altında bulundurmalı ve bunun için gereken sıkıntılara katlanmalıdır.

Kaynana öcü, oğlu cici. : Gelinler kocalarını severler de kaynanalarını sevmezler.

Kaynana pamuk ipliği olup raftan düşse gelinin başını yarar. : Kaynana ne kadar yumuşak huylu, ne kadar iyi davranışlı olursa olsun, her hâli gelini rahatsız eder.

Kaynayan kazan kapak tutmaz. : İçten içe, gizlice gelişen olaylar veya duygular bir yerde patlak verir.

Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez. : Büyük çıkarlar beklenen durumlarda küçük fedakârlıklar yapılmalıdır.

Kaz kazla, daz dazla, kel tavuk kel (topal) horozla. : Herkes kendi durumuna uygun gelen kişilerle anlaşıp arkadaşlık ederler.

Kaza geliyorum demez. : Kaza, beklenmedik zamanda, ansızın olur.

Kazan kaynamayan yerde maymun oynamaz. : Hiçbir iş karşılıksız yapılmaz.

Kazanırsan dost kazan, düşmanı anan da doğurur. : Sen dost kazanmanın yoluna bak, düşman kolay kazanılır.

Kazanmayanın kazanı kaynamaz. : Kazancı olmayan kişinin evinde yemek pişmez.

Kazma elin kuyusunu, kazarlar kuyunu. : Sen başkasına kötülük yapma yolunu tutarsan başkası da sana kötülük yapma yolunu tutar.

Keçi geberse de kuyruğunu indirmez. : İnatçı ölse de inadından vazgeçmez.

Keçi kurttan kurtulsa gergedan olur. : Tehlikeler, zararlar olmasa her şey alabildiğine gelişir.

Keçi nereye çıkarsa oğlağı da oraya çıkar. : Büyüklerin tuttuğu yol, küçüklere örnek olur.

Keçide de sakal var. : Sakal, kişiye değer kazandırmaz.

Keçinin uyuzu, çeşmenin gözünden su içer. : Değersiz kişiler kendilerini değerli ve en güzel şeye layık görürler.

Keçiye can kaygısı, kasaba yağ kaygısı. : Bir kişi önemli bir kaybından dolayı çırpınıp kıvranırken başka bir kişi bu durumdan ne kadar çok yararlanabileceğini düşünür.

Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur. : Gözü doymayan hırslı insanlar küçük bir çıkar için bütün varlığını tehlikeye atar.

Kedi götünü görmüş, yaram var demiş. : Bazı insanlar hiç olmayacak bir şeyi kendisine dert edinir.

Kedi kıçına bakar da yaram var dermiş. : Bazı insanlar hiç olmayacak bir şeyi kendisine dert edinir.

Kedi olalı bir fare tuttu. : En sonunda bir iş başarabildi.

Kedi yavrusunu yerken sıçana benzetir. : Kişi yolsuz olduğunu bildiği bir işi yaparken kendini mazur göstermek için bahane uydurur.

Kedi yetişemediği (uzanamadığı) ciğere pis (murdar) dermiş. : Kişi, elde edemediği şeyi istemiyormuş, beğenmiyormuş gibi görünür.

Kedinin boynuna ciğer asılmaz. : Bir kimseye, kullanıp zarar vereceği, kendine mal edip ortadan kaldıracağı şey emanet edilmez.

Kedinin gideceği samanlığa kadar. : Uygunsuz iş yapan kişi, ne kadar kaçarsa kaçsın, gideceği yer bellidir, kısa zamanda yakayı ele verir.

Kedinin kabahatini önüne koyarlar, öyle döverler. : Cezalandırılan kimse suçunun ne olduğunu bilmelidir ki o suçu bir daha işlemesin.

Kedinin kanadı olsaydı, serçenin adı kalmazdı. : Saldırganlar istediklerini yapabilecek durumda olsalardı, zayıfları kolaylıkla ortadan kaldırır, bol bol çıkarlarını sağlarlardı.

Kedinin usluluğu sıçan görünceye kadar. : Atılgan kişilerin sessiz ve eylemsiz durmaları, onları çileden çıkaran bir durum baş gösterince sona erer.

Kediye bokun kimya demişler, üstünü örtmüş. : İyilik sevmeyen, karşısındakinin iyi olmasını istemeyen kişi, atacağı bir şeyi diğerine yaramaması için faydalanılamayacak duruma getirir.

Kediyi sıkıştırırsan üstüne atılır. : Senden çekinen, korkan kişi, çok sıkıştırırsan sana karşı gelir.

Kefen alacak adam yüzünden belli olur. : Bir kimsenin herhangi bir eyleme girişeceği, o eyleme girişmesini zorunlu kılan durumlardan anlaşılır.

Kefenin cebi yok. : Ölürken mal veya para götürülmez.

Kel başa şimşir tarak. : Birçok gereksinimi varken gereksiz özenti ve gösterişle uğraşanlar için kullanılan bir söz.

Kel ilaç bilse kendi başına sürer. : Kendi işini halledemeyen kişiden aynı durum için yardım alınamaz.

Kel ölür, sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur. : Bir kimse veya bir şey yok olduğunda değer kazanır.

Kel yanında kabak anılmaz. : Bir kişinin yanında, uzaktan da olsa onun kusurunu hatırlatabilecek sözler söylemekten çekinilmelidir.

Kele köseden yardım olmaz. : Kişi, kendisinin yardıma muhtaç olduğu konuda başkasına yardım edemez.

Kelin ayıbını takke örter. : Birçok kimsenin kusurunu zenginlik, makam vb. durumlar örter.

Kelin medarı olsa kendi başına olur. : Kendi işini halledemeyen kişiden aynı durum için yardım alınamaz.

Kelin merhemi olsa başına sürer. : Kendi işini halledemeyen kişiden aynı durum için yardım alınamaz.

Kelle sağ olsun da külah bulunur. : Kişi yaşasın da elbet bir iş sahibi olur.

Kenarın dilberi nazik de olsa nazenin olmaz. : Kibar çevrede yetişmemiş olanlar ne kadar özenseler de kibarlığın bütün inceliklerini gösteremezler.

Kendi düşen ağlamaz. : Kendi zararına kendisi neden olanın yakınmaya hakkı olmaz.

Kendi söyler kendi dinler. : Ne söylediği anlaşılmaz, söylediği şeylere önem verilmez.

Kepenek altında er yatar. : İnsanları giydiğine bakarak değerlendirmek yanlışlara yol açar, değerli kişiler de bazen eski giymiş olabilir.

Kes parmağını çık pazara, em (merhem, ilaç) buyuran çok olur. : Kişinin bir ihtiyaç içinde bulunduğunu gören herkes ona değişik yol gösterir.

Keseye danış, pazarlığa sonra giriş. : Ödeyecek paranız yoksa bir şey satın almaya girişmeyin.

Kesilen baş yerine konmaz. : Kesin olarak yapılıp sonuçlandırılan iş, eski durumuna getirilemez.

Keskin sirke küpüne (kabına) zarar. : Öfkeli, sert kimsenin zararı kendisinedir.

Keskin zekâ keramete kıç attırır. : Zeki kimse, bir işin nereye varacağını keramet sahibi kimseden daha iyi bilir.

Kestane kabuğundan çıkmış da kabuğunu beğenmemiş. : Soyunu, yetiştiği yeri veya çevreyi hor görenler için kınama yollu söylenen bir söz.

Keyif benim, köy mehmet ağanın. : Hiçbir şeyi tasa etmiyorum, işlerim yolunda.

Kılavuzu karga olanın burnu boktan kalkmaz. : Kötü kimsenin arkasına düşen kişinin başı dertten kurtulmaz.

Kılıç kınını kesmez. : Sert ve öfkeli kişi yanındakilere zarar vermez.

Kılık kıyafet köpeklere ziyafet. : Giyinişi ve görünüşü kötü ve tiksindirici olanlar için söylenen bir söz.

Kılık kıyafetle adam adam olmaz. : Kılık kıyafet, değeri olmayan kişiye değer kazandırmaz.

Kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan. : Kişi arkadaşlık ettiği kimseden etkilenir.

Kırk gün taban eti, bir gün av eti. : Avcılar bir av avlayabilmek için dağ demez, taş demez, günlerce taban teperler.

Kırk hırsız bir çıplağı soyamamış. : Sömürenler, asalaklar ne kadar usta olurlarsa olsunlar, sömürülecek bir şeyi olmayandan yararlanamazlar.

Kırk yıl kıran olmuş, eceli gelen ölmüş. : Salgın ve öldürücü hastalık da olsa eceli gelmeyen ölmez.

Kırkından sonra at olup da kuyruk mu sallayacak. : Vakti geçmiş, artık işe yaramayacak durumda.

Kırkından sonra azanı teneşir paklar. : Yaşlandıklarında ahlakları bozulanlar artık düzelemezler.

Kırkından sonra saza başlayan kıyamette çalar. : Yaşlandıktan sonra bir şey öğrenmeye, yeni bir iş yapmaya başlayan kimsenin bunu başarmaya ömrü yetmez.

Kırkyıllık yani, olur mu kâni. : Eskimiş bir alışkanlık kolay kolay değişmez.

Kırlangıcın zararını biberciden sor. : Kırlangıç, bibere çok düşkün olduğundan onun ne kadar zararlı bir yaratık olduğunu ancak biberci bilir.

Kısa günün kârı az olur. : Kısa süre çalışılarak yapılan işten elde edilecek kazanç az olur.

Kısmet ise gelir hintten yemenden, kısmet değilse ne gelir elden. : Tanrı bir şeyi size kısmet etmişse o mutlaka size gelir, kısmet etmemişse yapacak bir şey yoktur.

Kısmetinde ne varsa kaşığında o çıkar. : Kişi ne kadar çabalarsa çabalasın alın yazısındaki şeye ulaşır.

Kısmetsiz köpek, sabaha karşı uyuyakalır. : Tanrı kendisine kısmet vermemiş olan yaratık, yararlanılacak şeyi elde etmek kolaylaştığı zaman, başka bir işle uğraştığı için bundan yoksun kalır.

Kısmetten fazlası olmaz. : Kişi ne kadar çabalarsa çabalasın alın yazısındaki şeye ulaşır.

Kış kışlığını, kuş kuşluğunu gösterir. : Her olay, her varlık özelliğini belli eder.

Kış kışlığını, puşt puştluğunu gösterir. : Her olay, her varlık özelliğini belli eder.

Kız beşikte (kundakta), çeyiz sandıkta. : Kız daha beşikte veya kundakta iken çeyiz düzmeye başlamak gerekir.

Kız kucakta, çeyiz bucakta. : Kız daha beşikte veya kundakta iken çeyiz düzmeye başlamak gerekir.

Kızevi, naz evi. : Kız tarafı nazlı olur.

Kızı gönlüne bırakırsan ya davulcuya kaçar (varır) ya zurnacıya. : Evlenme çağındaki kızı büyükleri uyarmazlarsa uygun olmayan birisiyle evlenir.

Kızım sana söylüyorum (dedim) gelinim sen anla (işit). : 1) doğrudan doğruya kendisine söylenemeyen düşünce ve uyarıların, o kimsenin çok yakınına söylendiğinde kullanılan bir söz 2) herhangi birine dolaylı olarak söylenecek uyarı söz konusu olduğunda kullanılan bir söz.

Kızını dövmeyen, dizini döver. : Çocuğunu gerektiği gibi eğitmeyen, ileride çok pişman olur.

Kimi köprü bulamaz geçmeye, kimi su bulamaz içmeye. : İnsanların nasipleri arasındaki tutarsızlıkları belirten bir söz.

Kimin arabasına binerse onun türküsünü çağırır. : Çıkar sağladığı kimsenin hoşuna gidecek biçimde davranan dönek ve dalkavuk kimseler için kullanılan bir söz.

Kimin ki bağı var, yüreğinde dağı var. : Malı, mülkü veya evladı olanlar kaygı ve tasadan uzak olamazlar.

Kimin tavuğuna kış demişiz. : Yaptıklarımızla veya söylediklerimizle kimi rahatsız etmişiz.

Kimine hay hay, kimine vay vay. : Dünyada kiminin talihi iyi, kiminin de kötü gider.

Kiminin parası, kiminin duası. : Bir iş yapılırken veya yapıldıktan sonra kiminden para, kiminden dua alınabilir.

Kiminle dans ettiğini biliyor musun?. : Bu konuda benim ne kadar üstün olduğumu biliyor musun?

Kimse bilmez, kim kazana kim yiye. : Bir kimsenin çalışıp çabalayarak kazandığı malı kimi zaman hatır ve hayalde olmayan kişiler yer.

Kimse kendi memleketinde peygamber olmaz. : İnsanların kendi çevrelerinde değeri bilinmez.

Kimse kimsenin çukurunu doldurmaz. : Kimse kimsenin yerine ölemez.

Kimse yoğurdum ekşi demez. : Herkes sattığı malı, kendi işini, tutumunu ve davranışını över.

Kimseden kimseye hayır yok (gelmez). : İnsan, yapacağı işte başkasının yardımına güvenirse hayal kırıklığına uğrar.

Kimsenin ahı kimsede kalmaz. : Zulüm görenin ahı, zulmedene hayretmez.

Kişi arkadaşından bellidir. : Bir kimsenin nasıl bir kişi olduğunu öğrenmek isteyen, arkadaşının kimliğine bakmalıdır.

Kişi ektiğini biçer. : Nasıl davranırsan öyle karşılık görürsün.

Kişi ne yaparsa kendine yapar. : İyilik yapan iyilik, kötülük yapan kötülük bulur.

Kişi refikinden azar. : Kötü arkadaş insanı kötü yola sürükler.

Kişinin kendine ettiğini kimse edemez. : Bir kimse kimi zaman tedbirsizliği yüzünden öyle yanlış iş yapar, başını öyle derde sokar ki böyle bir kötülüğü başkaları ona yapamaz.

Kişiyi nasıl bilirsin, kendin gibi. : Kişi herkesin kendisi gibi olduğunu sanır.

Kişiyi vezir eden de karısı, rezil eden de. : Bir kimsenin toplum içinde yücelmesi de alçalması da karısına bağlıdır.

Kocana göre bağla başını, harcına göre pişir aşını. : Davranışlarını içinde bulunduğun koşullara uydur.

Koç yiğit bunalıp ölmez. : İnsanın sıkıntılı zamanı sürüp gitmez, arkasından iyi günler de gelir.

Koça boynuzu yük değil. : Kişiye kendi işi ve yakınlarının sorumluluğu ağır gelmez.

Komşu boncuğunu çalan gece takınır. : Hırsızlık malı, sahibinin göremeyeceği yer ve zamanda kullanılır.

Komşu ekmeği komşuya borçtur. : Komşunuz size bir ikramda bulunur, bir şey armağan ederse siz de ona ikramda bulunmalı, armağan vermelisiniz.

Komşu hakkı, tanrı hakkı gibidir. : Komşunun komşu üzerindeki hakkı, tanrının kul üzerindeki hakkı kadar kutsaldır.

Komşu iti komşuya ürümez. : Komşudaki uygunsuz kişi, başkalarını incitse de komşusunu rahatsız etmez.

Komşu kızı almak, kalaylı kaptan (tastan) su içmek gibidir. : Komşu kızını almaya karar veren, ailenin ve kızın durumunu, gidişini iyi bildiğinden içi rahat olarak bu ilişkiyi kurar.

Komşu komşunun külüne (tütününe) muhtaçtır. : Komşular en küçük şey için bile birbirlerine muhtaçtırlar.

Komşuda pişer, bize de düşer. : İnsanların, çevresindekilerin kazancından yararlanma umudunu anlatan bir söz.

Komşunu iki inekli iste ki kendin bir inekli olasın. : Başkasının daha iyi durumda olmasını iste ki tanrı da seni ondursun.

Komşunun tavuğu, komşuya kaz görünür (karısı kız görünür). : Başka bir kimsenin malı bize olduğundan daha değerli görünür.

Kork allahtan korkmayandan. : Tanrıdan korkmayan kimse, insana her türlü kötülüğü yapabilir.

Kork aprilin beşinden, öküzü ayırır eşinden. : Nisan ayının beşinde çift süren iki öküzü birbirinden ayıracak kadar hava soğuk olur.

Korkak bezirgân ne kâr eder ne zarar (ziyan). : İş yapmaya korkan tüccar, kendisini zarardan korur ancak kazanç da sağlayamaz.

Korku dağları bekler (aşırır). : Korku her yerde varlığını gösterir.

Korkulu rüya (düş) görmektense uyanık yatmak evladır (yeğdir). : Tehlikeli bir işe girişmektense o işin sağlayacağı kazançtan vazgeçmek daha iyidir.

Korkunun ecele faydası yoktur. : Kişi korkmakla kendisine gelecek bir kötülüğü önleyemez.

Koy avucuma, koyayım avucuna. : Bize yardımda bulunan, yarar sağlayan kişiye biz de yardımda bulunur, yarar sağlarız.

Koyma akıl, akıl olmaz. : Hep başkalarının verdiği akılla hareket eden kimse, bir yere kadar başarılı olur, daha sonra ne yapacağını bilemez.

Koyun can derdinde, kasap yağ derdinde. : Bir kişi önemli bir kaybından dolayı çırpınıp kıvranırken başka bir kişi bu durumdan ne kadar çok yararlanabileceğini düşünür.

Koyun güden kurdu görür. : Görevini yaparken gereken dikkati gösteren kişi, doğabilecek sorunları sezer.

Koyunu yüze yetir, el onu bine yetirir. : Kimi insan, başkaları hakkında abartarak konuşmaya bayılır.

Koyunun bulunmadığı yerde keçiye abdurrahman çelebi derler. : İstenilen nitelikteki şey bulunamadığında onun daha düşük nitelikte olanına da razı olunur.

Koz gölgesi kız gölgesi, söğüt gölgesi yiğit gölgesi, dut gölgesi it gölgesi. : Ağaçların gölgeleri bile doğal özelliklerini yansıtır, koz, yani ceviz ağacının altında insan, herkesin peşinde koştuğu bir kızın yanındaymışçasına mutluluk duyar söğüdün gölgesi, boylu boslu bir yiğidin güvenini kazanır dut ise altına meyvelerini döktüğü

Köpeğe dalaşmaktan çalıyı dolanmak yeğdir. : Edepsiz kimse ile uğraşmamak için onun bulunduğu yerden uzaklaşmak gerekir.

Köpeğe gem vurma, kendini at sanır. : Kendisine değeri varmış gibi davranılan değersiz kişi, gerçekten değeri bulunduğuna inanır.

Köpeği dövmeli ama sahibinden utanmalı. : Sana sataşan kişiyi hırpalarken onu korumakta olan saygı gösterdiğin kimseyi gücendirmemeye de dikkat etmelisin.

Köpeğin ahmağı baklavadan pay umar. : Aptal kişi, eline geçme olasılığı bulunmayan bir nimeti bekler.

Köpek bile yal yediği kaba pislemez. : Köpek bile yem yediği kaba saygılı davranırken insanın geçimini sağlayan yere, kendisine bu geçimi hazırlayan kimseye kötülük etmesi düşünülemez.

Köpek ekmek veren (yediği) kapıyı tanır. : Köpek bile kendisini besleyen yeri bilir, davranışlarıyla duygularını belli eder, insan da bundan ders almalı, gördüğü iyiliği unutmamalıdır.

Köpek sahibini ısırmaz. : Kişi ne kadar aşağılık olursa olsun, kendini benimseyip koruyana kötülük etmez.

Köpek suya düşmeyince yüzmeyi öğrenmez. : Kişi, bir tehlike karşısında her yerden umudu kesilip kendine güvenmekten başka çare kalmadığını anlamadıkça kurtuluş yolunu bulamaz.

Köpek sürünmekle etek kesilmez. : Terbiyesiz kimsenin sataşmasıyla temiz kişi lekelenmiş olmaz.

Köpekle dalaşmaktan çalıyı dolaşmak yeğdir. : Edepsiz kimse ile uğraşmamak için onun bulunduğu yerden uzaklaşmak gerekir.

Köpekle yatan pire ile kalkar. : Uygunsuz kişilerle ilişkide bulunanın sonu kötü olur.

Köpeksiz köy bulmuş da çomaksız (değneksiz) geziyor. : Kendisine engel olacak, karşı çıkacak kimse olmadığı için istediği gibi davranıyor.

Köpeksiz sürüye (köye) kurt girer (iner). : Koruyucusuz kalan yere veya ülkeye düşman girer.

Köprüden (köprüyü) geçinceye kadar ayıya dayı derler. : Kişi işini gördürünceye kadar yardım beklediği kimseyle iyi geçinir.

Köprünün (köprülerin) altından çok su (sular) aktı (geçti). : Zamanla şartlar çok değişti, eski durum kalmadı.

Kör (kesmez) bıçak ele (yavuz), iş bilmeyen avrat dile (yavuz). : Kör bıçak işe yaramaz ama insanın elini keser iş bilmeyen kadın da çok konuşmaktan başka bir şey yapmaz.

Kör allaha nasıl bakarsa allah da köre öyle bakar. : Kişi efendisine karşı bir nankörlük ederse o da onu korumaz.

Kör görmez, sezer. : Kör görmediği şeyi nasıl sezerse bir konu üzerinde bilgisi olmayan kişinin de o konu ile ilgili sezişleri olur.

Kör kuşun yuvasını allah yapar. : Garip ve kimsesiz kişiye tanrı yardım eder.

Kör ölür badem gözlü olur, kel ölür sırma saçlı olur. : Bir kimse veya bir şey yok olduğunda değer kazanır.

Kör pazara varmasın, pazar körsüz kalmasın. : Bir şey satın almasını bileyen kimseler alışverişe çıkmamalıdır ancak esnaf da bu gibilerden hoşlanır.

Kör satıcının kör alıcısı olur. : Herkes dengiyle iş yapar.

Köre renkten bahsolunmaz. : Bir şeyin niteliği hakkında bilgisi olmayan kişiye, o şeyin sözü edilmez.

Körle yatan şaşı kalkar. : Değersiz, kötü kimselerle ilişki kuranlar kötü huylar edinirler.

Körler memleketinde şaşılar padişah olur. : Hepsi bilgisiz olan bir çevrede azıcık bilgisi bulunan başa geçer.

Körler memleketinde tek gözlü kraldır. : Hepsi bilgisiz olan bir çevrede azıcık bilgisi bulunan başa geçer.

Körün istediği bir göz, allah verdi iki göz. : İstenilen şey fazlasıyla elde edildi.

Körün istediği bir göz, iki olursa ne söz. : İstenilen şey fazlasıyla elde edildi.

Körün istediği iki göz, biri ela biri boz. : İstenilen şey fazlasıyla elde edildi.

Körün yanına varırsan, sen de bir gözünü kapa. : Birtakım eksiklikleri bulunan bir kimsenin yanında ona eksikliğini sezdirip onu mutsuz edecek davranışlardan kaçınılmalıdır.

Kös dinleyen, davula kulak vermez. : Başından büyük olaylar geçmiş kişi küçük dertleri sorun etmez.

Köseyle alay edenin top sakalı kara gerek. : Başkasının eksikleriyle eğlenen kimsenin kendisi kusursuz olmalıdır.

Köşe taşı köşede yakışır. : Değerli kimselerin önemli mevkilerde bulunması gerekir.

Kötü haber tez duyulur. : Ölüm gibi kötü haber çabuk yayılır.

Kötü komşu insanı hacet sahibi eder. : Kötü komşu kendisinden emanet olarak istenen şeyi vermez, emanet isteyen de gidip o şeyden satın alır.

Kötü söyleme eşine, ağı katar aşına. : İlişkide bulunduğun kimseleri sözlerinle incitme, kötüleme ki onlar da sana daha büyük kötülük yapmasınlar.

Kötü söz insanı dininden çıkarır. : Gönül alıcı, okşayıcı sözlerle karşımızdakinin inadı yenilebilir.

Kötülük her kişinin kârı, iyilik er kişinin kârı. : İyiliğe karşı iyiliği herkes yapabilir, önemli olan kötülüğe karşı iyilik yapabilmektir.

Kötürümden aksak, hiç yoktan torlak yeğdir. : Kusurlu da olsa bir şeyin elde bulunması, hiç bulunmamasından daha iyidir.

Köylü, misafir kabul etmeyiz demez, konacak konak yoktur der. : Kişi bir işi yapmak istemezse doğrudan doğruya yapmam demez de birtakım gerekçeler ileri sürerek bunu gerçekleştirmenin olanağı bulunmadığını söyler.

Köylünün kahve cezvesi karaca amma sürece. : Köylünün kahve cezvesi gösterişsizdir ama konukları ağırlamak için sürekli olarak kaynar.

Kucağı dolu olanın, ocağı yanar. : Geleceği düşünüp gerekli önlemleri alan, geçim sıkıntısı çekmez.

Kul azmayınca hak yazmaz. : Kişinin başına azgınlığı yüzünden felaket gelir.

Kul hatasız olmaz. : İnsan yanılmamak için ne kadar dikkat ederse etsin yine yanılır.

Kul kullanan, bir gözünü kör, bir kulağını sağır etmeli. : İşçi çalıştıran kimse, işin aksamaması için işçinin yaptığı yanlışları her zaman görmemeli, söylediği uygunsuz sözleri işitmemelidir.

Kul sıkışmayınca (daralmayınca, bunalmayınca) hızır yetişmez. : Yardım hep en zor anda gelir.

Kulaktan burun yakın, kardeşten karın yakın. : İnsanın kendi yararı her şeyden önemlidir.

Kuma gemisi yürümüş, elti gemisi yürümemiş. : Bir erkeğin karıları birbirleriyle anlaşabilirler ancak kardeşlerin karıları geçinemezler.

Kumarda kaybeden aşkta kazanır. : Halk arasındaki inanca göre kumar oynayan ve parasını kaybeden biri üzülmemelidir, böyleleri aşkta şanslıdırlar.

Kurban etiyle köpek tavlanmaz. : Kimi şeyler, yararlı da olsa herkese verilmez.

Kurcalama sivilceyi (sivilceyi kurcalama) çıban edersin. : Küçük bir sorunu çok kurcalar, çok deşerseniz başınıza büyük dert açarsınız.

Kurda konuk (komşu) giden, köpeğini yanında götürür. : Saldırgan biriyle karşılaşacak olan kişi, kendisini koruyacak önlemler almalıdır.

Kurda neden boynun (ensen) kalın? demişler, işimi kendim görürüm de ondan demiş. : İşini başkasına inanmayarak kendisi yapan, üzülmez, rahat eder.

Kurdun adı yaman çıkmış, tilki vardır (tilkicik var) baş keser. : Öylesine sinsi ve kurnaz kimseler vardır ki adı zalime, haine ve kötüye çıkmış kimselerden daha tehlikelidirler.

Kurdun oğlu akıbet kurt olur. : Kişi sonunda kendi karakterini, aslını, düşüncesini atalarına benzer biçimde ortaya koyar.

Kurt dumanlı havayı sever. : Kötü niyetli kimselerin ortalıktaki karışıklıklardan yararlanırlar.

Kurt kocayınca köpeğin maskarası olur. : Güç ve yeteneğini yitiren insan, basit ve kendini bilmezlerce aşağılanır.

Kurt komşusunu yemez. : Bir kişi ne kadar kötü niyetli de olsa yakınlarına dokunmaz.

Kurt köyünü (tüyünü) değiştirir, huyunu değiştirmez. : Kötü kimse yer yurt değiştirse de kötü huylarını değiştirmez.

Kurtla görüşürsen köpeği yanından ayırma. : Saldırgan biriyle karşılaşacak olan kişi, kendisini koruyacak önlemler almalıdır.

Kurtla koyun, kılıçla oyun olmaz. : Saldırıcı ile güçsüzün yan yana bulunduğu yerde tehlike vardır.

Kurtla ortak olan tilkinin hissesi, ya tırnaktır ya bağırsak. : Ortağı güçlü ve hileci olan kimse ortağının kendisine vereceği işe yaramaz paya razı olmak zorundadır.

Kurtlu baklanın kör alıcısı olur. : İşe yaramaz da olsa her şeyin isteklisi bulunur.

Kuru gayret çarık eskitir. : Bir iş rastgele bir çabayla değil amaca doğru planlı bir biçimde yürümekle başarılır.

Kuru laf karın doyurmaz. : Boş sözlerle olumlu iş yapılamaz.

Kurunun yanında yaş da yanar. : Beğenilmeyen tutumlarından dolayı cezalandırılan kişiler yanında suçsuzlar da suçlular gibi hırpalanırlar.

Kusursuz dost arayan dostsuz kalır. : Kusursuz kişi olmadığından, kendisine kusursuz bir dost arayan kimse aradığını bulamaz, dostsuz kalır.

Kusursuz güzel olmaz. : Her iyi şeyin hoşa gitmeyen bir yönü, her güzelin kusurlu bir tarafı vardır.

Kuş kanadına kira istemez. : Kişi, kendi işi için zaten harcayacağı çabadan dolayı başkasından karşılık beklemez.

Kuş mu konduracak?. : Yapacağı şey görülmemiş bir sanat eseri mi olacak?

Kuş uçmaz, kervan geçmez. : Kimsenin uğramadığı ıssız ve sapa yer.

Kuş vardır eti yenir, kuş vardır et yedirilir. : Öyle kişiler vardır ki acımadan en ağır işte kullanılır, öyle kişiler de vardır ki iş gördürmek şöyle dursun onlara hizmet edilir.

Kuşa kafes lazım, boruya nefes. : Bir şeyden yararlanmak için kullanılacak araç, onun niteliğine uygun olmalıdır.

Kuşa süt nasip olsa anasından olurdu. : 1) yaradılışı bir şeyden yararlanmasına elverişli olmayan kişi ne kadar çabalasa o şeyden yararlanamaz 2) kişi en yakınından sağlayamadığı faydayı başkasından hiç sağlayamaz.

Kuşkulu uyku evin bekçisidir. : Ufak bir tıkırtıdan uyanacak kadar hafif uyuyan ve tetikte olan kimse evin bekçiliğini iyi yapıyor demektir.

Kuşu kuşla avlarlar. : Elde edilmek istenen kimse, daha önce elde edilmiş kimse aracılığıyla tuzağa düşürülür.

Kutlu gün doğuşundan bellidir. : Mutlu sonuç verecek işler, daha başlangıçta belli olur.

Kutsuz kuşun yuvası doğan yanında olur. : Talihsiz kişi, her an kendisine saldıracak güçlü kimselerle yan yana bulunur.

Kuzguna yavrusu şahin (anka, güzel) görünür. : Herkesin kendi yarattığı şey çirkin de olsa gözüne güzel görünür.

Küheylan at, çul içinde de bellidir. : Cevherli insan, kılık kıyafeti düzgün olmasa da değerini yitirmez.

Külhancının beyliği hamamcılık demişler. : Bayağı bir işle uğraşan kimse, yükselse bile ancak yaptığı işle anılır.

Kürk ile börk ile adam olunmaz. : Kılık kıyafet, değeri olmayan kişiye değer kazandırmaz.

Kürkçünün kürkü olmaz, börkçünün börkü. : Başkalarının gereksinimlerine çare bulan kişi bunlara benzeyen kendi ihtiyaçlarını savsaklar.

Kürkü orak vaktinde, orağı kürk. : Gereksinimler vaktinden önce ve ucuz olduğu zaman karşılanmalıdır.

Küstüğün dağın odununu kesme. : İnsan onuruna düşkün olup ilişkisini kestiği bir yerden veya kimseden herhangi bir yarar elde etmeye çalışmamalıdır.

Türk Atasözleri / Atasözleri ve Anlamları / K harfi ile başlayan atasözleri ve anlamları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir