B harfi ile başlayan atasözleri ve anlamları

Atanur tarafından tarihinde yayınlandı

B harfi ile başlayan atasözleri ve anlamları

B harfi ile başlayan atasözleri ve anlamları, atasözleri ve anlamları, açıklamaları, TDK atasözleri sözlüğü kısa anlamları.


B harfi ile başlayan atasözleri ve anlamları

Baba (evlat, oğul) ekmeği zindan ekmeği, koca (er) ekmeği meydan ekmeği. : Bir kadın için babasının veya çocuğunun evinde barınıp onların eline bakmak çok kötü bir durumdur onun gönül ferahlığı ile yaşayacağı yer, kocasının evi, serbestçe harcayacağı para kocasının parasıdır.

Baba himmet, oğul hizmet. : Büyüklerin, kendilerine el uzatıp yardım etmelerini istemeye hak kazanabilmek için küçüklerin görevlerini iyi yapmaları gerekir.

Baba kırk oğul beslemiş, kırk oğul bir babayı beslememiş. : Baba kaç çocuğu olursa olsun, hiçbir ayrım yapmadan hepsine bakar, onları büyütür çocukları ise yoksul ve yaşlı durumdaki babalarının bakımını sen bak, o baksın gibi gerekçelerle bir türlü sağlayamazlar.

Baba koruk (erik) yer, oğlunun dişi kamaşır. : Babanın yaptığı kötü işin sıkıntısını çocuğu çeker.

Baba malı tez tükenir, evlat gerek kazana. : Kendini bilen, yaşama sorumluluğu duyan akıllı evladın gerçek malı, kendisinin kazandığı maldır.

Baba oğluna bir bağ bağışlamış oğul babaya bir salkım üzüm vermemiş. : Babalar çocukları için büyük fedakârlıklara katlanırlar ancak çocuklar babaları için fedakârlıkta bulunmazlar.

Baba vergisi görümlük, koca vergisi doyumluk. : Bir babanın kızı için harcadığı para, hazırladığı çeyiz göstermelik olmaktan ileri gidemez, kızın yaşam boyu süren giderlerini kocası üzerine almıştır.

Babamın adı hıdır, elimden gelen budur. : Gücüm ancak bu kadarını yapmaya yeter.

Babanın sanatı oğla mirastır. : Bir evlat babasının sanatını onun ölümünden sonra sürdürür.

Babasından mal kalan, merteği içinden bitmiş sanır. : Miras yoluyla mal edinen kimse, onun için ne denli çabalar gösterilip sıkıntı çekildiğini bilemez.

Babayla oğlanın pabucu bir olunca evde kavga eksik olmaz. : Ortaklaşa kullanılan bir mal, kimi zaman baba ile oğlu arasında bile kavgaya neden olur.

Baca eğri de olsa dumanı doğru çıkar. : Yaradılıştan iyi ve doğru olan kimse, ne denli elverişsiz ortam içinde bulunursa bulunsun niteliğini yitirmez.

Bacak kadar boyu var, türlü türlü huyu var. : Yaşı küçük ancak herkesten farklı alışkanlıklar, huylar edinmiş.

Bağ babadan, zeytin dededen kalmalı. : Bağ, bir kuşak geçecek kadar yaşlandıktan sonra bol ürün verir, zeytinin bol ürün verebilmesi için en azından iki kuşaklık bir zaman geçmelidir.

Bağ bayırda, tarla çayırda. : Her şey kendisi için en elverişli ortamda gelişir, verimli duruma gelir.

Bağa bak, üzüm olsun, yemeye yüzün olsun. : Kişi, karşılık beklediği işten istediğini alabilmek için gereken harcamaları yapmalıdır.

Bağı ağlayanın yüzü güler. : Bir işe gereken özen gösterildiğinde olumlu sonuçlar alınır.

Bağın taşlısı, karının saçlısı. : Kadının saçlı olanı ile tarlanın taşlı olanı makbuldür.

Bahşiş (beleş) atın dişine (yaşına) bakılmaz. : Para verilmeden sağlanan bir şeyin ufak tefek kusurları hoş görülmelidir.

Baht (akıl) olmayınca başta, ne kuruda biter ne yaşta. : Kişi talihsiz olursa giriştiği hiçbir işten olumlu sonuç alamaz.

Bahtsızın bağına yağmur, ya taş yağar ya dolu. : Talihsizin işleri ters gider, bağına yağmur yerine taş veya dolu yağar.

Bakan göze bağ (yasak) olmaz. : Herkesin gözü önündeki şeye bakılması önlenemez.

Bakan yemez, kapan yer. : Bir şey yalnızca bakmakla elde edilemez, onu ele geçirmek için davranmak gerekir.

Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ (olur). : Bakılıp onarılan şeylerden yararlanılır, bakımsız bırakılanlardan bir yarar elde edilemez.

Bakmakla usta olunsa (öğrense), köpekler (kediler) kasap olurdu (kasaplığı öğrenirdi). : Yapılmadan yalnızca nasıl yapıldığı görülerek hiçbir şey öğrenilemez.

Baktın kar havası, eve gel kör olası. : Tehlikeli bir durum belirmeye başlayınca ondan uzaklaşmanın çaresine bakılmalıdır.

Bal bal demekle ağız tatlanmaz. : Sözde kalan dilek ve tasarıların iş bitirmede hiçbir etkisi olmaz.

Bal ile kaymak yenir ama her keseye göre değil. : Güzel yemeyi, güzel giymeyi, güzel eşya kullanmayı herkes ister ama bunları ancak parası bol olanlar yapabilir.

Bal olan yerde sinek de olur (bulunur). : Güzel şeylerin çevresinde, ondan yararlanmak isteyen asalaklar dolaşır.

Bal tutan parmağını yalar. : İmkânları geniş bir işin başında bulunan kimse bunlardan az da olsa yararlanır.

Balcı kızı daha tatlı. : Güzel mal satan kimselerden alınan şeyler daha çok hoşa gider.

Balcının var bal tası, oduncunun var baltası. : Her işin kendine özgü aracı vardır.

Balı dibinden, yağı yüzünden. : Değerleri derinleştikçe artan veya değerleri yüzeyde kalan insanlar vardır.

Balı olan bal yemez mi?. : Bir kimsenin elinde başkasına verilecek veya satılacak bir şey bulunması, ondan kendisinin de yararlanmasına engel değildir.

Balı parmağı uzun yemez, kısmetlisi yer. : Güzel bir şey, onu isteyen ve elde edecek gibi görünenin değil kısmeti olanın eline geçer.

Balık ağa girdikten sonra aklı başına gelir. : İnsan, tedbirsizliği yüzünden bir felakete uğradıktan ve iş işten geçtikten sonra neden şöyle yapmadım, neden böyle yapmadım diye üzülür.

Balık baştan avlanır. : Bir şeyi ele geçirebilmek için onu yönetenleri elde etmek gerekir.

Balık baştan kokar. : Bir işte aksaklık başta olanlardan kaynaklanır.

Balık demiş ki etimi yiyen doymasın, avımı yapan gülmesin (onmasın). : Balık çok lezzetlidir etine doyum olmaz ama balık avcıları hep geçim darlığı içindedir.

Balın âlâsı (tazesi) oğlun tazesinden. : Ana baba için en tatlı şey, çocuklarıdır.

Balta değmedik ağaç olmaz. : Zarar görmeyen, başına felaket gelmeyen kimse yoktur.

Bana dokunmayan (beni sokmayan) yılan bin yaşasın. : Birçok kimse, kendilerine kötülüğü dokunmayan kişiye ilişmek istemez.

Barutla ateş bir yerde durmaz. : Kızla erkeğin baş başa yalnız kalmaları kötü sonuçlar doğurabilir.

Baskıdaki altından askıdaki salkım yeğdir. : Kullanılan, işe yarayan değersiz şey, saklanan ve kullanılmayan çok değerli şeyden daha iyidir.

Baskın basanındır. : Düşmanı gafil avlayıp saldıran taraf savaşı kazanır.

Baskısız tahtayı yel alır, yel almazsa sel alır. : Kontrol altında bulundurulmayan veya gereği gibi korunmayan gençler kötü yollara sürüklenebilirler.

Baskısız yongayı yel alır sahipsiz tarlayı sel alır. : Kontrol altında bulundurulmayan veya gereği gibi korunmayan gençler kötü yollara sürüklenebilirler.

Baş ağır gerek, kulak sağır. : Kişi ağırbaşlı olmalı ve dedikoduları dinlememelidir.

Baş başa bağlı, baş da şeriata (yasaya, padişaha). : Biz yöneticinin buyruğu altındayız ama yönetici de toplum için konulmuş olan kanunlar ne diyorsa onu uygular, onun dışına çıkamaz.

Baş dille tartılır. : Kişinin aklı, söylediği sözlerle ölçülür.

Baş kes yaş kesme. : Ağaç kesmek, insan öldürmek kadar büyük bir suçtur.

Baş kırılır (yarılır) fes (börk) içinde, kol kırılır yen (kürk) içinde. : Aile içindeki, arkadaşlar arasındaki uyuşmazlıklar yabancılara duyurulmamalıdır.

Baş nereye giderse ayak da oraya gider. : Küçükler büyüklerin izinde gider, her işte onları örnek tutarlar.

Baş ol da eşek başı (soğan başı) ol. : En önemsiz işlerde bile baş olmak, buyruk altında bulunmaktan iyidir.

Baş ol da istersen soğan başı ol. : Küçük bir işte de olsa başta olmak önemlidir.

Baş olan boş olmaz. : 1) bir yerde baş olan kimse taşıdığı değer dolayısıyla o yere gelmiştir 2) işbaşındaki kişinin işi daima çoktur.

Baş sağlığı, dünya varlığı. : En büyük zenginlik, beden sağlığıdır.

Baş sallamakla kavuk eskimez. : Bir kimsenin suyuna gitmekten, söylediklerine evet, peki demekten zarar gelmez.

Baş yastığı baş derdini bilmez. : İnsanın derdi içindedir, en yakını bile onu anlamaz.

Başa gelen çekilir. : Çaresiz durumlara düşüldüğünde insan kendini üzüntüye kaptırmayıp bu durumlara sabır göstermelidir.

Başa gelmeyince bilinmez. : Başına bir felaket gelmeyen, başkasına gelen felaketin ne denli acı olduğunu gereği gibi anlayamaz.

Başa yazılan gelir. : Kişi, kaderi ne ise onu görür.

Başın başı var, başın da başı var. : Toplum içinde hiç kimse başına buyruk değildir, başta bulunan her kişinin üstünde daha büyük bir baş vardır.

Başın sağlığı, dünyanın varlığı. : Dünyanın en büyük zenginliği, beden sağlığından başka bir şey değildir.

Başına gelen başmakçıdır. : Başından bir iş geçmiş olan kimse o işte deneyimli olur, uğradığı zarara bir daha uğramamak için önlem alır.

Başını acemi berbere teslim eden cebinden pamuğu eksik etmez (etmesin). : İşbaşına tecrübesiz yönetici getirenler, onun yaratacağı sıkıntı ve zararları çekmeye hazır olmalıdır.

Battı balık yan gider. : İşler kötü gittiğine göre artık istenildiği gibi davranılabilir.

Baykuşun kısmeti ayağına gelir. : Tanrı hiçbir canlıyı aç bırakmaz, kımıldamadan duran baykuşun rızkını bile önüne koyar.

Bayramda borç ödeyene ramazan ağır (kısa) gelir. : Vadesi yaklaşan bir borcu ödemek zorunda olan kimseye günler çok çabuk geçer.

Baz bazla, kaz kazla, kel tavuk topal horozla. : Bir kişi, kendine denk ve uygun olan kişiyle arkadaş olmalıdır.

Bazı dingil döner bazı teker. : Karşılıklı ilişkilerde her iki tarafa da zaman zaman söz söyleme hakkı doğar.

Bedava sirke baldan tatlıdır. : Masrafsız ve emeksiz elde edilen şeyler insana hoş gelir.

Bekâr gözü, kör gözü. : Bekâr erkek, evlenme istek ve heyecanı içinde olduğundan alacağı kızın kusurlarını göremez.

Bekâra karı boşaması kolaydır. : Bilgi ve deneyimi olmayan bir kimsenin işi hafife alması, önemsememesi, gereğince değerlendirememesi doğaldır.

Bekârın parasını it yer, yakasını bit. : Bekâr kimse parasını gereksiz harcar, yaşayışı ise düzensizdir.

Bekârlık maskaralık. : Bekâr kimse bakımsızdır, derbeder bir yaşayışı vardır ve herkesin eğlencesi olur.

Bekârlık sultanlık(tır). : Evlenmeden tek başına yaşamak daha iyidir.

Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur. : Çok çalışmasına karşın belli bir düzeyden öteye gidemiyor.

Benzeye benzeye yaz, benzeye benzeye kış olur. : Günler birbirinden çok farklı olmadığı hâlde hava yavaş yavaş ısınarak yaz, aynı biçimde yavaş yavaş soğuyarak kış olur.

Berber berbere benzer ama başın allaha emanet. : Kendisini uzman olarak gösteren her kişiye güvenilmemelidir, malınızı canınızı tehlikeye sokabilir.

Berberin solumazı, tellağın terlemezi, kahvecinin söylemezi. : Çalışan kişinin kötü özellikleriyle müşterilerine rahatsızlık vermeyeni makbuldür.

Besle kargayı, oysun gözünü. : Elinde büyüttüğün kişi gün gelip sana nankörlük edebilir.

Besledik büyüttük danayı, şimdi tanımaz oldu anayı. : Elinde büyüttüğün kişi gün gelip sana nankörlük edebilir.

Beslemeyi eslemeden alma. : Sürekli bir hizmet için evine kabul edeceğin kimseyi iyice sorup soruşturmadan alma.

Beş para etmez. : Hiçbir değeri yok, işe yaramaz.

Beş parmağın hangisini kessen acımaz?. : İnsan evlatlarını birbirinden ayırt etmez, hangisine zarar gelse aynı üzüntüyü duyar.

Beş parmak (parmağın) bir (biri) olmaz. : Belirli bir insan topluluğu içinde benzerlikler olabileceği gibi farklılıklar da olabilir.

Beş tavuğa bir horoz yeter. : Birçok kadını yönetmek veya korumak için bir erkek yeter.

Beterin beteri var. : Çok kötü bir duruma düşen kimse, bundan daha kötü durumların da bulunduğunu düşünerek avunmalıdır.

Bey ardından çomak çalan çok olur. : Güçlü bir kişi ile yüz yüze bulunduklarında ağızlarını açamayanlar, o gittikten sonra aleyhinde atıp tutarlar.

Bey aşı borç, düğün aşı ödünç. : Beyin sofrasında ağırlanan kimsenin karşılık olarak beye ziyafet vermesi kolay olmadığından bu bir borç olarak kalır düğün aşı yiyen de günün birinde kendisinin yapacağı düğüne önceden gittiği düğün sahibini çağırır böylece borcun altından kalkmış olur.

Bey mi yaman, el mi yaman. : Baştaki ne kadar güçlü görünürse görünsün, asıl güç halktadır.

Beyazın (akın) adı (var), esmerin (karanın) tadı (var). : Beyaz tenli olanlar güzel sayılsa da gerçek güzellik ve şirinlik esmerlerdedir.

Beyde bulunmayan elde neler var. : Beylerde olmayan öyle şeyler vardır ki halkta bulunur.

Beyler buyruğu yoksula kan ağlatır. : Yöneticiler, uygulanması güç buyruklar vererek halkı sıkıntıya sokarlar.

Beylik çeşmeden su içme. : Resmî işlerde dikkatli olmak gerekir.

Beylik fırın has çıkarır. : Devlet görevlisi olmak insana birçok kazanç sağlar.

Bez alırsan mısırdan (musuldan), kız alırsan asilden. : Ne alacaksanız cinsini, aslını biliniz, güvenerek alınız.

Bezirgân züğürtleyince geçmiş defterleri yoklar. : 1) tüccar züğürtleyince, belki bir kimsede alacağım kalmıştır diye eski defterlerini gözden geçirir 2) vaktiyle önemli işler yapmış olanlar, düşkünlüklerinde eski durumlarını anarak, anlatarak avunmaya çalışırlar.

Bıçağı kestiren kendi suyu, insanı sevdiren kendi huyu. : Bir şeyin, bir kimsenin değeri, kendisinde aranılan özel niteliklerle artar.

Bıçak kınını kesmez. : Kötüler yararlandıkları kimselere kötülük etmekten çekinirler.

Bıçak yarası geçer (onulur), dil yarası geçmez (onulmaz). : Hakaret, ağır söz vb. gönül kırıcı davranışların hiçbir zaman unutulmayacağını anlatan bir söz.

Bıldır yediği hurmalar, bu yıl götünü tırmalar. : Aradan bir yıl geçmiş, davranışının karşılığını şimdi görüyor, yaptığının acısı bugün çıkıyor.

Bıldırcının beyliği arpa biçimine kadardır. : Her kazancın bir sonu vardır.

Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek (sormamak) ayıp. : İnsanın her şeyi bilmemesi kusur değildir ama bilmediği bir işi sorup öğrenmeden yapmaya kalkışması kusurdur.

Bin bilsen de bir bilene danış. : Bir insan bir şeyi ne kadar iyi bilirse bilsin, gene de onu kendisinden daha iyi bilen bulunabilir.

Bin dost az, bir düşman çok. : Dostun ne denli çok olursa olsun onlardan zarar gelmez ama bir tek düşmanın olsa hep zarar görme tehlikesi içerisinde yaşarsın.

Bin işçi, bir başçı. : Her işe, baş olacak bir kimse gerekir.

Bin nasihatten bir musibet yeğdir. : Yaşanan olaylar, öğütlerden çok daha etkilidir.

Bin ölçüp bir biçmeli. : Yapılacak bir işin bütün yönleri önceden çok iyi düşünülmeli, sonra işe başlanmalıdır.

Bin tasa bir borç ödemez. : Borçlu ne denli üzülürse üzülsün borç sıkıntısından kurtulamaz.

Binicinin sağı solu olmaz. : 1) uzman kişi, hangi yöntemi uygularsa uygulasın başarılı olur 2) işini titizlikle yürüten kişinin, çalışanlarına her zaman iyi davranması beklenemez.

Bir (sağ) elinin verdiğini öbür (sol) elin duymasın (görmesin). : Birine yaptığın iyiliği gizli tut.

Bir abam (postum) var atarım, nerede olsam yatarım. : Tek başına yaşayan bir kimse, sorumluluğunda başkaları olmadığı için rahat hareket eder.

Bir acı kahvenin kırk yıl hatırı vardır. : İyilik küçük de olsa unutulmaz.

Bir adama kırk gün (deli dersen deli, akıllı dersen akıllı olur) ne dersen o olur. : Sürekli telkinlerle bir kişinin bilinç altına birtakım inançlar, duygular yerleştirilebilir.

Bir ağaçta gül de biter, diken de. : Bir aileden iyi adam da çıkar, kötü adam da.

Bir ağaçtan okluk da çıkar, bokluk da. : Bir aileden iyi adam da çıkar, kötü adam da.

Bir ağızdan çıkıp (çıkan) bin dile (ağza) yayılır. : Ortaya atılan bir söz çok çabuk yayılır.

Bir anaya bir kız, bir kafaya bir göz. : Bir başa bir göz ne kadar gerekli ise bir anneye bir kız da o denli gereklidir.

Bir avuç altının olacağına bir avuç toprağın olsun. : Altın harcanıp gider, toprak ise sürekli ürün veren, para getiren bir maldır.

Bir baba dokuz evladı besler, dokuz evlat bir babayı beslemez. : Çok çocuğu olan baba, her çocuk babasına bakılmasını ötekinden beklediği için sıkıntıda kalır.

Bir baş soğan bir kazanı kokutur. : Kötü bir kişi, kötü bir davranış, kötü bir söz büyük bir topluluğun huzurunu bozmaya yeter.

Bir başa bir göz yeter. : Azla yetinmek gerekir.

Bir buldu iki ister, akça buldu çıkın ister. : Hırslı insanlar, hiçbir zaman ellerindekiyle yetinmez, daima daha fazlasını isterler.

Bir çiçekle bahar (yaz) olmaz. : 1) küçük, güzel bir belirti ile doyurucu sonuca ulaşılmaz 2) çapkın kimseler için kullanılan bir söz.

Bir çöplükte iki horoz ötmez. : Bir yerde iki kişi baş olmaz.

Bir deli kuyuya bir taş atar, kırk akıllı çıkaramazmış. : Bir insan bazen akla ve mantığa sığmayan bir iş yapar yapılan iş, hiçbir kurala uymadığı için pek çok akıllı insan bunu düzeltmeye çalışır, fakat başaramaz.

Bir dirhem et bin ayıp örter. : Biraz kilo almak pek çok kusuru örter.

Bir dokun bin ah işit (dinle) (kâseifağfurdan). : İnsanları konuşturmak için biraz dertlerini deşmek yeter.

Bir dönüm güzlük on dönüm yazlığa bedeldir. : Sonbaharda ekilen bir dönümlük yerden, yazın ekilen on dönümlük yerin ürünü kadar ürün alınır.

Bir el bir eli yıkar, iki el bir yüzü yıkar. : Bazı durumlarda yardımcısız iş yapılamayacağını anlatan bir söz.

Bir elin nesi var, iki elin sesi var. : Başarıya ulaşmak için birlik olmak gerek.

Bir elin sesi çıkmaz. : 1) bir davanın bir kişi tarafından savunulması etkili ve yeterli değildir 2) yardımlaşarak işler daha kolay başarılır.

Bir ev (gemi) donanır, bir kız (çıplak) donanmaz. : Bir kızı donatmak, bir ev düzmekten daha güç, daha masraflıdır.

Bir evde iki kız, biri çuvaldız biri biz. : Bir evde iki kız olursa her biri bir taraftan aileyi sıkıştırıp giyim kuşam ister, çeyiz ister. onlar istemese bile aile kendini böyle bir sorumluluk altında bilir ve bunun sıkıntısını çekerler.

Bir felaket bin nasihatten yeğdir. : Yaşanan olaylar, öğütlerden çok daha etkilidir.

Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı (hakkı) vardır. : İyilik küçük de olsa unutulmaz.

Bir fit bin büyü yerini tutar (yerine geçer). : Bir kimseyi başkasına karşı kışkırtmak için ara bozacak bir söz, bin büyü kadar etkilidir.

Bir görüş bir kör biliş. : Bir kez görmekle bir şey iyice anlaşılmaz, öğrenilmez.

Bir göz ağlarken öbür göz gülmez. : Keder veya sıkıntı varken dostlar, akrabalar eğlenmemelidir.

Bir günlük beylik beyliktir. : Hoşa giden bir durum, kısa da sürse çekici ve güzeldir.

Bir inat, bir murat. : İnatçı kişi, her inadında istediği bir şeyi elde eder.

Bir kararda bir allah. : Gücü, büyüklüğü eksilmeyip aynı kalan yalnızca tanrıdır.

Bir karıyla bir koca, dırdır eder her gece. : Sıkıntı veya yalnızlık yüzünden iki dost bile birbiriyle dalaşır, anlamsız konuşur.

Bir kızı bin kişi ister, bir kişi alır. : Bir şeyi herkes ister ancak onu bir kişi elde edebilir.

Bir kimsenin adı çıkacağına canı çıksın. : İnsanın haklı veya haksız yere adı bir defalık kötüye çıktı mı ondan sonra yaptıkları hep o gözle değerlendirilir.

Bir koltuğa iki karpuz sığmaz. : Aynı zamanda birden çok işle ilgilenmek başarı için sakıncalıdır.

Bir korkak bir orduyu bozar. : Bir toplumda korkak kişi, kaygılı, heyecanlı sözleriyle kargaşa çıkarır.

Bir kötünün yedi mahalleye zararı vardır (dokunur). : Bir kötünün, yalnızca yakın çevresine değil daha geniş çevrelere de zararı dokunur.

Bir mıh bir nal kurtarır, bir nal bir at kurtarır. : Herhangi bir olayı, bir işi, bir ödevi küçümsememek, önemle ele almak gerekir.

Bir mum al da derdine yan. : Başkalarıyla uğraşacağına kendi durumunu düşün.

Bir selam bin hatır yapar. : Selam bir ilgi ve sevgi belirtisidir, gönül kazanmakta büyük önemi vardır.

Bir sıçrarsın çekirge, iki sıçrarsın çekirge, sonunda yakalanırsın çekirge (üçüncüsünde avucuma düşersin çekirge). : Birkaç kez saklanabilen bir suç günün birinde ortaya çıkarak yapanı kötü bir duruma düşürür, suçlu cezasız kalmaz.

Bir söyle on dinle. : Az konuşup çok dinlemek yararlı olur.

Bir sürçen atın başı kesilmez. : Şimdiye kadar sizi memnun etmiş olan kişi bir kez yanlış iş yaptığında kendisine hemen ağır ceza verilmemelidir.

Bir tepe yıkılır, bir dere dolar. : Dünyada hiçbir şey kaybolmaz birinin kaybettiğini başkası kazanır, bir zengin fakirleşirken bir fakir de zenginleşebilir.

Bir tutam ot deveye hendek atlatır. : Ufak bir para veya iyilik insana güç işler yaptırır.

Bir uyuz keçi bir sürüyü boklar. : Kötü yaradılışlı, kötü huylu kişi, çevresine hep kötülük aşılar, bir toplulukta huzursuzluk çıkmasına sebep olur.

Bir varmış bir yokmuş. : Masal gibi geçip gitmiş, artık hayal olmuş.

Bir vuruşla ağaç devrilmez. : Olumlu bir sonuç elde etmek için, tek bir girişimle yetinmemeli, o işe devam edilmelidir.

Bir yemem diyenden kork, bir oturmam diyenden. : Oturmayacağını belirten konuk yatıya kalır, yemeyeceğini söyleyen de bir türlü doyurulamaz.

Biri bilmeyen bini hiç bilmez. : Küçük de olsa bir iyiliğin değerini bilmeyen, daha büyük iyiliklere layık değildir.

Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar. : Herkesin yararlanabileceği şeyden bazıları yararlanır da başkalarına yararlanma fırsatı vermezlerse büyük kavga çıkar.

Birlikten kuvvet doğar. : Toplu veya beraber davranmak daha büyük güç sağlar.

Bitli baklanın da kör alıcısı olur. : İşe yaramaz da olsa her şeyin isteklisi bulunur.

Biz attık kemik diye, el kaptı ilik diye. : Bizim işe yaramaz diye vazgeçtiğimizi başkaları değerli buldu.

Biz bize benzeriz. : Aramızda fark yok, özelliklerimiz veya tutum ve davranışlarımız aynıdır.

Biz kırk kişiyiz, birbirimizi biliriz. : Birbirimizi çok yakından tanırız, onun öyle bir üstün durumu olmadığını biliriz.

Bizim gelin bizden kaçar, tutar ellere başını açar. : Bize yabancı duran yakınımız, dostumuz, akrabamız başkalarına rahatça, içtenlikle yardım eder.

Bodur tavuk her gün (dem) piliç. : Kısa boylular olduklarından daha genç görünürler.

Boğaz dokuz boğumdur. : Bir söz iyice düşünmeden söylenmemelidir.

Bok boku kenefte bulur. : Kötüler birbirlerini nerede bulacaklarını bilirler ve orada buluşurlar.

Boka nispetle tezek amberdir. : Çok kötü bir şeyin yanında, ondan daha az kötü olanı güzel görünür.

Bol bol yiyen bel bel bakar. : Kazandığını ölçüsüzce harcayan ve ilerisi için bir şey artırmayan kişi kazançsız kaldığında acıklı bir duruma düşer.

Borcun iyisi vermek, derdin iyisi ölmek. : Borçlu ve dertli bir biçimde yaşanılmaz borçtan kurtulmanın yolu onu vermek, onulmaz dertten kurtulmanın çıkar yolu ise ölmektir.

Borcun yoksa kefil ol, işin yoksa şahit ol. : Tanıklık boş oturan kimselerin, kefillik ise parası çok olan kimselerin işidir.

Borç iyi güne kalmaz. : Borcu ilk fırsatta ödemek gerekir.

Borç ödemekle (vermekle), yol yürümekle tükenir. : Birden ödenemeyen bir borç azar azar verilerek ödenebilir.

Borç ödenir, kira ödenmez. : Kiracı olmaktansa, borca girip ev sahibi olmak daha iyidir.

Borç uzayınca kalır, dert uzayınca alır. : Borç zamanında ödenmezse borçluluk duygusu gevşer, hastalık uzun süreli olursa ölüme yol açar.

Borç vermekle, düşman vurmakla. : Borç vermekle, düşman vurmakla yok edilir.

Borç yiğidin kamçısıdır. : Borç, kişiyi daha çok çalışmaya zorlar.

Borç yiyen kesesinden yer. : Borçla alışveriş yapan, aldıklarının parasını hemen ödemese de günün birinde mutlaka ödeyecektir.

Borçlu ölmez, benzi sararır. : Borç kişiyi öldürmez ancak hasta edecek kadar üzer.

Borçlunun dili kısa gerek. : Borcu olan kimse, alacaklısına karşı ileri geri konuşmamalı, aşağıdan almalıdır.

Borçlunun duacısı alacaklısıdır. : Borçlunun ölmemesi ve para kazanması için en çok dua eden alacaklısıdır.

Borçlunun yalımı alçak olur. : Borçlu, özellikle alacaklısının yanında göğsünü gere gere gezemez, suçlu gibi durur.

Borçsuz çoban yoksul beyden yeğdir. : Yoksulluk ve sıkıntı içinde olup da bey adı taşımaktansa borçsuz ve sıkıntısız bir çoban olmak daha iyidir.

Borçtan korkan kapısını büyük açmaz (küçük açar). : Borçlanmak istemeyen fazla açılmaz, giderlerini kısar, kendi durumuna uygun bir yaşama yolu tutar.

Bostan gök iken pazar(lık) yapılmaz. : Ayrıntıları belli olmayan bir iş için anlaşma yapılmamalı.

Bostana dadanan eşeğin kuyruğu, kulağı olmaz. : Çalıp çırpmayı alışkanlık edinen kimse yakalanıp ceza göre göre insanlıktan çıkar.

Boş başağın başı dik olur. : Bilgisiz olan üstün görünmek için kasılır.

Boş başak dik durur. : Bilgisiz olan üstün görünmek için kasılır.

Boş çuval ayakta (dik) durmaz. : 1) karnı doymayan kimse çalışamaz 2) bilgisiz ve yeteneksiz bir kişi, kendisine verilen görevlerde tutunamaz.

Boş eşek yorga gider. : Üzerinde bir görev bulunmayan kaygısız kişi, rahat rahat, istediği gibi yaşar.

Boş gezmekten bedava çalışmak yeğdir. : Çalışmak insanı tembellikten kurtarır.

Boş ite menzil olmaz. : Aylak kimsenin yeri yurdu belli değildir.

Boş torba ile at tutulmaz. : Çıkar veya karşılık gösterilmeden bir kimse bir yere bağlanmaz.

Boşa kodum dolmadı, doluya kodum almadı. : İçinden çıkılmayan güç bir durum karşısında söylenen bir söz.

Boşboğazı ateşe atmışlar, odunum yaş (az) demiş. : Çenesi düşükler umulmadık anlarda densizce konuşabilirler.

Boynuz kulaktan sonra çıkar, ama kulağı geçer. : Bir konu üzerinde sonradan yetiştikleri hâlde kendilerinden önce yetişmiş olanları geçenler vardır.

Boyuma göre (boyumca) boy buldum, huyuma göre (huyumca) huy bulmadım. : Bir kimse, beden yapısı, zenginlik vb. konularda kendisine uyanı bulabilir ama huyu kendisine uyan bir kimseyi kolay kolay bulamaz.

Bozacının şahidi şıracı. : Aynı düşüncede ve aynı yapıda olan insanlar birbirlerini korurlar, kollarlar.

Böyle başa böyle tıraş. : Kişi nasıl birisiyse ona uygun biçimde davranılır.

Böyle gelmiş böyle gider. : Her zaman böyle olmuş, gene de böyle olacak.

Bu abdestle daha çok namaz kılınır. : Bir tutum veya davranışın etkisi sürekli olur.

Bu kadar kusur kadı kızında da bulunur. : Üzerinde durulmaya değmeyecek kadar küçük bir kusurdur.

Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu!. : Sözleri ve davranışları birbirini tutmuyor, çelişiyor.

Bu sıcağa kar mı dayanır?. : Aşırı harcamalarla eldeki imkânlar çok çabuk tükenir.

Bugün bana ise yarın sana. : Bugün birinin başına gelen kötü bir durum, daha sonra başka birinin de başına gelebilir.

Bugünkü (akşamın) işini yarına (sabaha) bırakma (koyma). : Bugün yapılması gereken bir işin ertesi güne bırakılması iyi değildir.

Bugünkü tavuk yarınki kazdan iyidir. : Sağlanmış bir kazanç beklenen, umulan daha büyük bir kazanca feda edilemez.

Buğday başak verince orak pahaya çıkar. : Gereksinim duyulan şey değer kazanır.

Buğday ekmeğin yoksa buğday dilin de mi yok?. : Görüştüğün kimseyi ağırlayacak, onun istediklerini yapacak durumda olmayabilirsin ama tatlı dille onun gönlünü hoş edebilirsin.

Buğday ile koyun, geri yanı (kalanı) oyun. : Çiftçi için koyun ve buğdaydan değerli bir şey yoktur.

Buğdayım var deme ambara girmeyince, oğlum var deme yoksulluğa ermeyince (düşmeyince). : Bir şeyin senin olduğundan kuşkun kalmaması için gereken bütün koşullar gerçekleşmelidir.

Buldukça bunar (bulmuş da bunuyor). : Bulduğuyla yetinmiyor da daha çoğunu istiyor.

Buldum bilemedim, bildim bulamadım. : Kişi elinde fırsat varken bundan yararlanmayı bilmez, yararlanma yollarını öğrendiği zaman da eline fırsat geçmez.

Büğersen göl olur, açarsan çöl olur. : Birikim, ancak tutmayı bilirsen olur.

Bükemediğin eli öp başına ko. : Düşmanını yenemiyorsan ona hoş görünmeye çalışarak kötülüğünden kendini koru.

Bülbülü altın kafese koymuşlar, ah vatanım demiş. : Kişi, başka yerlerde ne kadar rahat ve mutlu olursa olsun yine de kendi yurdunu özler.

Bülbülün çektiği dili belası. : İlerisi düşünülmeden söylenen söz insanın başına dert açabilir.

Büyük balık küçük balığı yutar. : Güçlüler, güçsüzleri ezer.

Büyük başın derdi büyük olur. : Büyük işlerin başında bulunanların karşılaşacağı güçlükler de çoktur.

Büyük lokma ye büyük söz söyleme. : Başaramayacağın, sonuçlandıramayacağın bir konuda kesin sözler söyleme.

Türk Atasözleri / Atasözleri ve Anlamları / B harfi ile başlayan atasözleri ve anlamları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir